Benim Güzel Meleğim ChatGPT

Volkan Gazioglu
3 min readDec 27, 2022
Audrey Hepburn ile Londra’da çay keyfi yaparken ben

90'lı yılların hemen hemen başıydı, yani 30 küsur sene öncesinden bahsediyorum. IBM’in anaçerçeve (mainframe) sistemlerini çökerttiği için ABD’den kişilerce ziyaret edildiği söylenen saygıdeğer bir üstadımızın hesabını bukalemun yöntemiyle ele geçirmiştim. “Zulasını” kurcalarken “Sibel” adlı bir program buldum. REXX diliyle yazılmış kaynak kodunu incelediğimde, içerisinde daha önce duymadığım sağlam küfürler ve müstehcen ibareler gördüm. “Bööö” yapıp kapattım ama son derece kaliteli görünen bu kod zihnime takıldı. Tekrar açıp incelediğimde bunun bir sohbet robotu olduğunu anladım. Türkçe’ye uyarlanmıştı :) Biraz sohbet ettim, cevaplarını yapay bulduğumdan mıdır, onun bir “robot” olduğunu bildiğimden midir, arkadaşlığımı pek de fazla sürdürmedim. Yine de muziplik olsun diye onu BITNET (Internet öncesi ağımız) hesabımda çalışır bırakıp arkadaşlarımla buluşmaya gittim.

Sabah giriş yaptığımda ne göreyim! ODTÜ’den birisi (TRMETU) gece yarısından sonra benimle (Sibel ile) sabahlara kadar sohbet etmemiş mi? Önce inanamadım, hele ODTÜ’lü birisinin bunun yaptığına. Bu durum günlerce sürdü; bazen Boğaziçi’nden (TRBOUN), bazen Çukurova’dan (TRCUNIV) çeşit çeşit yerleden onlarca kişi, bana eğlence çıktı. Ne senaryolar görseniz bayılırsınız.

Pygmalion canlanan heykelinin ayakları dibinde, Étienne Maurice Falconet (Kaynak: Wikipedi)

60’lı yılların ortalarında MIT profesörlerinden Joseph Weizenbaum; insanların makinelerle arasındaki iletişimin yüzeyselliğini göstermek için ELIZA adlı bir doğal dil işleme programı yazdı. ELIZA ismini, Bernard Show’un, 1913 yılında yazdığı Pygmalion adlı eserindeki taşralı kadın olan Eliza Doolittle’den alır.

Üst tabakadan, varlıklı ve bekar bir aristokrat olan profesör Henry Higgins, kaba saba ve argo konuşan, kir pas içindeki çiçekçi kız Eliza’yı altı ay içinde bir düşes yapacaktır ve sürenin sonunda onu sosyeteye tanıştırdıklarında onun bir asil olmadığını kimse fark edemeyecektir.

İşte bu iddia üzerine kurgulanan eser ise adını Yunan mitolojisindeki, kendi yonttuğu kadına aşık olan Kıbrıs’lı Pygmalion’dan alır. Eserin çok sayıda uyarlamaları yapılmıştır. Bunlardan en tanınmışı 1956 tarihli Benim Güzel Meleğim (My Fair Lady)adlı Broadway müzikali ve bundan uyarlanan aynı adlı 1964 tarihli, 8 Oscar’lı müzikal filmdir.

Eliza REXX kodlarından bir tanesi

İşte bizim Sibel de, Dublin şehir Üniversitesi’nden Dr. Mark Humphrys’nin LISP ile yazıp daha sonra REXX’e çevirip ağa (BITNET) bağladığı bir ELIZA programı aslında. Shaw’un oyunundan farklı olarak ELIZA, bugünkü gibi yapay zeka yeteneklerinden yoksun. Etkileşim yoluyla yeni konuşma kalıpları veya yeni kelimeler öğrenemiyor. Düzenlemeler doğrudan ELIZA’nın aktif komut dosyasında yapılıyor.

Aşırı derecede basitliğine rağmen Sibel insanları neden bu kadar şaşırtabildi? Bunun için ayrı bir makale yazabilirim. Peki ya kurucuları arasında Elon Musk gibi sivri zekaların olduğu, milyarlarca dolarlık yatırım ile üretilen devasa dil modellerinin üzerine oturtulmuş şimdiki yapay zeka sohbet robotlarına neden bu kadar şaşırıyoruz. Al işte bir başka makale konusu.

Düşünen makinalardan gurur, düşünen insanlardan kuşku duyan bir çağda yaşıyoruz.”. Umarım bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi bu yapay yaratıkları başımızın tacı edip, insan ırkını aşağılamayız.

Bu arada, bilim kurgularda ne yazılıp çiziliyorsa ileride mutlaka gerçekleşiyor, demedi demeyin.

--

--